12 Eylül 2015 Cumartesi

Biliyorum !?


     Merhaba arkadaşlar. Batu'nun Yeri'ne hoş geldiniz. Son günlerde ülke gündemine oturan terör olayları sebebiyle yazılarıma bir süre ara verdim. Okunması, araştırılması ve öğrenilmesi gereken çok daha önemli şeyler olduğunu düşündüğümden verdim bu arayı. Siyaset yapma gibi bir derdim yok merak etmeyin. Zaten insanlar evladının, eşinin, babasının acısıyla kavrulurken ve benim daha o acıyı tarif etmeye kelimelerim yetmezken bunu yazmaya kalkma yahut bu konuda ahkam kesme gibi bir durumum söz konusu bile olamaz.
     Neyse konu anlaşıldı sanırım. Bu durumda ilgisini çekenleri (belkide) bekleyenleri biraz bu tarafa alayım ve kampın son gününde Sayın Engür Pişirici'nin bize kattıklarından bahsedeyim biraz. Gecenin ilerleyen saatlerinde konaklama yerimizde bize katıldı hocamız. Daha ayağının tozuyla "Haydi gençler biraz sohbet edelim." diyerek elimizde olan kısıtlı vakti en iyi şekilde değerlendirmeye başlamış oldu. O gece başlayıp ertesi gün devam ettirdiği şey ders değildi arkadaşlar başlı başına bir vizyondu. Monopoly oynamayanınız yoktur sanırım. Eğlenceli bir masa oyunudur kendileri. Zarları tam attığınızda biri gelip altındaki yoluyla oynar hani. Hatırladınız o durumu. Peki bu örneği niye verdim ben ? Güzel soru. Bu eğitimin bir masa oyunu olduğunu farz edersek Engür Hoca oyun masasını salladı !!! Nasıl diyeceksiniz. Anlatayım hemen. Bakmak ile görmek arasındaki farkı ve bunun hikayesini bilmeyen yoktur. Engür hoca da bize bilmekle bildiğini zannetmek arasındaki farkı gösterdi. Kendisinin "Ben biraz öğrencinin egosunu kırarak başlamayı severim." şeklinde tarif ettiği bu işlem aslında takip eden cümlelerde göreceğiniz gibi güzel bir yere de varabiliyor.


                                                           Okumak önemli !

       Bilmiyoruz arkadaşlar. Kolaya kaçıyoruz. Hadi tamam kendi adıma konuşayım. Tembelim. Barkın Hoca "Arp Zehirleme" yöntemini anlatırken, Onur Hoca IDA 'da "Tersine Mühendislik" anlatırken can kulağıyla dinledim. Ama iş tekrara geldiğinde fark ettiğim acı gerçek ise şu oldu. Ben araç öğrenmişim arkadaşlar. İşin tuhaf tarafı ben o kampa hiçbir şey bilmediğimin, bunun benim ilk kampım olduğunun, öğrenecek çok fazla şeyimin olduğunun bilincinde katılmıştım. Sıkıntıyı görebildiniz mi ? Problemi fark ettiniz değil mi ? Engür Hoca'nın bahsettiği de tam olarak buydu işte. Birebir alıntılayayım "Siz o işlemleri yapacaksınız. Her seferinde ve tek tek uğraşacaksınız. Öğrenecek ve tekrara düştüğü yerleri farkedeceksiniz. Ondan sonra bu işlemin kısasını nasıl yaparım diye hayal edip araştıracaksınız. İşte ancak o safhada gerekli aracı bulup indirip kullanma lüksünü elde etmiş olursunuz." Araçları öğrenmek tabi ki önemli zaten Barkın ve Onur Hocalarda bize işin mantığını gösterdikten sonra "Bu işin kısayolu bu öğrenin." diyerek gösterdi. Engür Hoca sadece bizim bunu nasıl aldığımızı bize gösterdi. Peki tüm bunların başı nedir? Tabi ki okumak !!! How, why, use. Bu üçü önemli arkadaşlar. Bir aracın yada bilginin nasıl ve neden varolduğunu da bileceğiz bunu nasıl kullanacağımızı da. Bunların hepsini de bize anlatacak bir tek kişi var elbette. Kitaplar! Son kamp gününden benim aldığım kendime "Bak burası önemli." dediğim noktalar aşağı yukarı böyle. Ve bunlarla birlikte ilk siber güvenlik kampım son bulmuş durumda arkadaşlar. Yaptıklarımdan, yaşadıklarımdan ve öğrendiklerimden aktararak az da olsa fayda sağlayabildiysem ne mutlu bana. Blog yazmayı bırakmıyorum tabi ki. :) Sadece bir süre buralarda olamayacağımı hissediyorum. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder