Batu'nun Yeri'ne hoş geldiniz arkadaşlar. Okul sonunda bitti ve hayalini kurduğum bir tatil son hızla başladı.
İstanbul! Adına şiirler yazılan, şarkılar söylenen, altında onlarca medeniyetin izlerini taşıyan bir şehir. Geçen yazımda bahsettiğim tatlı-ekşi bir yaz okulu macerasının ardından 1 haftalık İstanbul tatilime başlamış bulunmaktayım arkadaşlar.
Ayağımın tozuyla gezdiğim Bağdat Caddesi hayat enerjisi yüksek insanlara sahip cıvıl cıvıl bir çevreye sahipti. Akşama doğru yine yaz okulu sebebiyle (Tamam kalmak da benim hatamdı biliyorum.) çok az görüştüğüm ailemle hasret giderdim. Cumartesi günü Eminönü'nde o müthiş kalabalığın içinde bir toz tanesiydim adeta. O an durup kendi etrafınızda attığınız tek tam tur size etrafınızda akan yaşamı gözleme adeta uzanıp yakalayabilme fırsatını veriyor. Oraya sahile kadar inip de balık ekmek yememek olmayacağından yemekler yendi ve kalabalıkla beraber mısır çarşısına doğru yol aldık. Yılların yoramadığı mısır çarşısını biz de yoramadık haliyle. İlginç gözlemler ve eğlenceli anlarla dolu bir günün ardından evin yolunu tuttuk. Pazar günü ise İpek ailesinin küçük fertlerinin isteği doğrultusunda sahilde geçirdik. Kaykayını bisikletini alan kapının önünde beklemeye başlayınca bize de eşlik etmek düştü haliyle. Bugün ise aileyle yollar ayrıldı herkes kendini gezdirdi. Bab-ı Ali'nin önünden çıktım Sultanahmet Meydanı'na. Sultanahmet Cami ve Ayasofya yıllardır korudukları o görkemli duruşlarından hiç bir şey kaybetmeden daha uzun yıllar sürdürecekleri gövde gösterilerine devam ederken ben turumu tamamlayıp yavaşça geldiğim yoldan galata köprüsüne geçtim. Haftanın ilk gününde "Haydi Rastgele" diyerek oltasının başına geçen amatöründen profesyoneline onlarca balıkçı da çoktan yerini almıştı tabi. Yedi tepeli şehrin bir başka tepesinde Cenevizlilerden kalma Galata Kulesi her zamanki gibi şehri kolaçan ediyordu. Ardından yukarıya Mekteb-i Sultani'ye de bir selam verebilmek ve belki bir nebze olsun tadına varabilmek için İstiklal Caddesi'nin o heyecanlı ortamına adımımı attım. Gün yavaşça alçalıp yerini geceye bırakırken bambaşka bir rüzgar geldi ötelerden. Sokak çalgıcılarını coşturan kalabalığı daha da artıran güzel bir rüzgardı bu. Finali ise insanların gaz bombalarından kaçışı veya yaralanışıyla değil, eski huzurlu günleriyle hatırlanması gereken Gezi Parkı'nda yaptım. Gün bitti eve gelindi ancak takdir edersiniz ki bu satırlarda yorgunluğun sadece küçük bir kısmını alıyor. Neyse sonuçta muharebeyi kazandık ancak savaş daha devam ediyor. Önümüzde yeni muharebelerle kazanılacak bir savaş ve gezilecek yerleri bitmeyen koca bir şehir hala beni bekliyor. Şimdi ise ihtiyacım olan tek şey o şehrin hakettiği enerjiyi toplayabilmek. O zamana dek takipte kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder